Kurbik

Iyk. Gördünüz mü? Ekvatorda yaşayan şeffaf bir kurbağa türü bulunmuş. Bakınız.
 
Yahoo'nun ana sayfasındaki bir haberleri kim buluyor acaba? Her seferinde enterasan birşey koymayı başarıyor adamlar.
 
 

posted by celerone @ 6/18/2009 02:43:00 PM, ,


Çiçekler


Eh gece, saat 11:00 oldu neredeyse. Bir güne bol koşturmaca, bir uçaklı gitme gelme, biraz pazarlık, çokça çatışma yönetimi sığdırdık. Evdeyim, yorgunum.


Aşağıda anlattığım kötü güne, yorumlarla arkadaşlarım el attı. İlk işaret onlardı. Sabah güzel bir mesaj vardı. O da bir ikinci işaretti. Güzel yemekler tattım bugün, onca işin arasında. Peki, o da iyiydi.


Aksiliklere gelince, sağdan soldan yine gelmeye devam ettiler aslında. Kronik krizlere yol açabilecek iş meseleleri bir yana, havaalanından gelirken bindiğim taksiyi anlatayım size. Fena halde sıcak bir araba, sürekli gaza basan bir adam. Yüzünde kabullenmiş bir gülümseme ile arka koltukta oturan Celerone. Nihayet geldik diye sevinirken, para üstü veremedi. Bozacak yer ararken beni bir sokak aşağı götürdü, bu kez de geri dönemedi. Eve taksiyle geldim gelmesine, ama topuklu ayakkabılarımla yol yürümekten kurtulamadım, üstelik yeterli bozuk para bulamadığı için para üstünü de onda bırakmıştım!


Ancak nedir sayın okucu, evren bir biçimde dengeyi kurar. Tam bahçe kapısından içeri girecektim ki, her zaman duvarın dibinde çiçek satan yaşlı çingene kadına gözüm takıldı. Bu kadıncağız hep buradadır, sık sık etrafı süpürürken, çiçeklerin bıraktığı izleri yerlerden silerken görürüm onu. Bu kez de, elinde kalanları üç dört kovaya doldurmuş, ortalığı temizliyordu. Gözüme ne zamandır almak istediğim ama vakitsizlikten alamadığım birşey takıldı; fesleğen. Hemen canlı ve neşeli görünümlü bir saksıyı kaptım. "Nasılsın teyze? " diye sordum, "Bak hep senden çiçek alıyorum, hem bu evde oturuyorum. Tanı artık beni." Teyzecik mutlu oldu, hemen gülüverdi. Fesleğeni sordum, on lira dedi. Biliyorum, biliyorum aslında bunlar beş lira ve söylediği fiyat fazla. Dedim ki "Aslında çok söylüyorsun ama alacağım ben bunu." Hemen paketlemeye başladı, adını sordum. "Gülten" dedi sevimli dişsiz bir gülümseme ile. Ben de adımı söyledim, "Artık tamamdır, tanıdım seni."dedi. "Gülten Teyze hep siliyorsun, süpürüyorsun buraları, çok hoşuma gidiyor" deyince "4 öksüze bakıyorum burada, onun için toplarım hep böyle." dedi.


Sevgili okuyucu, fesleğenimin paketine sıkıştırdığı beyaz güller ve bir demet sarı mimozayı beklediğim güzel işaret kabul edebilir miyim?

posted by celerone @ 6/17/2009 11:06:00 PM, ,


Geçsin

Bazı günler ne yaparsan yap düzelmez. Dün böyle bir gündü.

 

Bir kere nasıl başardım bilmiyorum ama yaptıklarım etrafımdaki herkesi gıcık etti. Ne söylesem battı. Kendimi ifade etmeyi başaramadım, uğraştıkça da daha fazla battım. Bazı şeyler hiç beklenmedik anda geldi. Herkesin mi yıldızı düşüktü bilmiyorum ama genel bir asabiyet halkası etrafımı sardı. Birşey başka birşeye neden oldu ve domino taşları gibi herşey birbirine çarparak dağıldı gitti.

 

Geç saatte biten iş yemeğinden elimden geldiği kadar erken ayrılıp taksiye bindiğimde, tek istediğim bir an önce eve gitmek, televizyonun karşısına geçip bugün olanları unutmak için beynimi uyuşturmaktı. Ama tabi ki taksici, olabilecek en uzun yolu seçerek beni bir güzel dolaştırdı, yol boyunca vıdı vıdı rahatsız etti ve havasız, sigara kokulu arabasıyla ışık hızına meydan okudu. Kelle koltukta yolculuğun sonunda evin kapısını açıp elektrik düğmesine basarken öyle rahatlamıştım ki yeri öpebilirdim. Rahat ev kıyafetlerime kavuşup, makyajımı sildim. “Vardım” telefonlarımı ettim. Sonra önce içerideki çiçekleri, sonra da balkonumdaki sardunyaları suladım. Gece güzeldi, hava ılıktı. Sardunyalardan ıslak toprak kokusu yükselirken, karanlığa baktım ve merak ettim. Sukunet ve barış elle tutulacak kadar yakınken, ben neden böyle huzursuz, zorlayıcı, yıpratıcı etkilerle sarıldım gün boyu?

 

Salona geçtim, uzun zamandır seyretmek istediğim anime, Coraline’ı açtım. Aklımı meşgul etmeye çalışan berbat günüme ait anıları geri ite ite kendimi filme kaptırdım. Film uzun sürünce, sabah altı buçukta kalkmak zorunda olduğuma lanet ederek yarıda bırakmak zorunda kaldım ama en azından o kadar yorgunluk ve uyuşuk bir beyinle, deliksiz bir uyku çektim. Az ama yararlı.

 

Şimdi ofisteyim. Ne yaparsam insanları daha az sinir ederim ve göze çarpmam diye düşünüyorum. Bir de bir iyi işaret bekliyorum. Hani vardır ya, artık herşeyin düzeleceğine ve hatta “galiba düzeldi”ğine delalet edecek işareti.

posted by celerone @ 6/16/2009 10:06:00 AM, ,


Hocam hoşçakal


posted by celerone @ 5/19/2009 02:50:00 PM, ,


Sıcak


Yazı deli gibi seviyorum. Çıplak ayaklarım, rahat ve ince kıyafetlerimle dışarıdan gelen seslerin, çoğunlukla balkonlardan taşan sohbet ve kahkahaların eşliğinde perdeler uçuşurken geceyi dinlemeyi seviyorum. Güneşin parlamasını, günlerin uzamasını, denizin hayata karışmasını, ak parlak bulutları seyretmeyi, hepsini oburca içime çekmek ve hiç bitmemesini dilemek istiyorum.

Yazı o kadar çok seviyorum ki bazen cehennem gibi sıcak olduğunda bile, sanki şikayet edersem birşey olur da yaz elimden alınırmış gibi korkup, yakınmaktan çekiniyorum.

Yazın, o hep istediğim yazar olabilirim. O güzel kadın da olabilirim. Hatta o kırılmayan ve dokunulamayan iş kadını da olabilirim. Yazın en uzaklara gidebilir, dönebilir ve hatta fazlasını yapıp kalabilirim. Yazın, hepsi ve daha fazlası olabilirim.

Yazı seviyorum.


Resim: Vivien Blackburn

posted by celerone @ 5/17/2009 11:36:00 PM, ,


Mim

Öyle bir mim aldım ki. Cevaplayabilmek ama iyi cevaplayabilmek için, yazmaya cuma günü işyerinde başlamam, cumartesi ise uzun süre düşünmem gerekti. Neden mi? Yazarlar ve kitaplar hakkında bir soruya, adam gibi yanıt verebilmek için, bu kadar saygı duyduğum bir şeye “hıyanet” etmeyen tutarlılıkta bir hazırlık gerektiği için. Ancak galiba en çok da Günlerin Tortusu’nda yazıldığı gibi sevdiğim çok kitap olmasına rağmen, her yazarın her kitabını aynı ağırlıkta sevmediğim için.

 

Hangi kitabı yazmak isterdim?

 

Onun için önce biraz bırakın da ukalalık edeyim. Kitapları ciddi kitaplar gayri ciddi kitaplar diye ayırmayı sevmiyorum. Zırva bulunabilecek bir polisiye kitap içinde, beni başka dünyalara götürecek birkaç sayfa okumuşluğum vardır. Belki bundan, belki de ruhumun çabuk sıkılırlığından, seçtiğim kitapların bir tutarlılığı olduğunu söyleyemem. Bu kitapların bazıları, listeyi görene hafif gelebilir, ama gönlüm onları, diğerlerini sevdiği kadar seviyor, ne yaparsınız?

 

Sardalya Sokağı – John Steinbeck (Cannery Row)

 

Steinbeck benim dost yazarlarımdan biri. Üstat, Monterey’i öyle bir anlatır ki görmüş kadar olurum. Tatlı Perşembe Sardalya Sokağı’ndan sonra gelir, hikayenin devamını anlatır. Ve bunu yapmış olduğu için, kendimi Steinbeck’e minnettar hissederim. Kitapta kimse yargılanmaz, yaptığı seçimlerden dolayı dışlanmaz. Hayatın kimsenin sorgulamadığı tuhaf bir harmonisi vardır. Yazarken farkettim ki, belki bu kitap için ayrı bir yazı yazmam lazım.

 

Steinbeck’in nerdeyse bütün kitaplarını severim. Yukarı Mahalle, Altın Kupa, Al Midilli. Belki en az Fareler ve İnsanları. Gazap Üzümleri kişisel tarihimde önemlidir. Bittiğine o kadar üzüldüğüm az kitap okumuşumdur.

 

1933 Berbat Bir Yıldı – John Fante (şöyle yazmışım)

 

Amerikalılardan başladık öyle gidelim. Bukowski’yle her zaman barışık değilizdir. Kendisinin de söylediği gibi pis serserinin tekidir, iyi yazmayı başarmış olsa da. Ancak onun bir gün kütüphanede Fante’nin bir kitabına denk gelmesi, yıllar sonra Türkiye’deki bu kızın hayatını da zenginleştirmiştir. John Fante bence iyi yazardır. 1933 okuduğum ilk kitabıydı, son olmadı.

 

Korkunç Yüzlüler Koğuşu - Heinz G. Konsalik

 

İnsanlar, zor zamanlarda kendilerinden hiç beklenmedik şeyler yapabilirler. Zor zamanlarda bir çift ipek çorap pekçok şeyi unutturabilir, canın kadar sevdiğini sandığın adamın yüzüne bakamıyorsan sevgi ve bağlılık tanımın değişebilir. İkinci Dünya Savaşı zamanında geçen bu hikaye, hayatı birazcık daha anlayabilmemi sağlar.
 
Kitabı çok zaman önce okudum. Bir daha da bulamadım.

 

Tüm Öyküler – Sait Faik

 

Yağmurda tanımadığı bir kızın saçlarındaki damlaları seyrederek onu takip eden genç adamın coşkusunu, yalnızlığını, mutluluğunu, umudunu ve inancını kim böyle anlatabilir?

 

Yüzüklerin Efendisi – J.Tolkien

 

E dünya ikiye ayrılır derler, yüzüklerin efendisini okumuş olanlar ve okuyacak olanlar. Tolkien usta, halısındaki bir delikten bir dünya yaratmıştır. Hayalgücünün karşısında saygıyla eğilmekten başka ne yapabilirim?

 

Beyaz Ölüm – Jack London

 

Jack London’un romantik bir hayat hikayesi vardır. Küçükken okuduğum bu kitap, ağbimin bana anlattığı Jack London’u kafamda bir kahramana dönüştürmüştü. Sonra başka dünyalara daldım, unuttum onu. Ama kitap hala benim için özeldir.

 

Başka? Daha çok var, ama bence biri bana dur demeli.

 

Mim benden mimlerden hoşlanmayan kapı komşum Margot’a, Öykücü’ye ve Kompleksiz Elektra’ya gidiyor. Daha önce mimlenmediler ve yazmaya niyetlilerse.
 
 
Resim Tipica'dan.

 

 

posted by celerone @ 4/17/2009 04:54:00 PM, ,


Yaş

Bugün 36 yaşındayım. Sabah dikkatle aynaya baktım. Yüzüm pek değişmiş görünmüyordu. Belki biraz dudak kenarları mı düşmüş? Genlerim sağlam, anneme çekersem, daha uzun zaman görüntü de idare edebilirim diye düşündüm. Sonra kısa süreli bir iç sıkıntısı. Görüntüde idare edemeyeceğim ama aklımın yaşlanmayı kabul etmediği zamanlarda ne olacak?

 

Yaşlılığı bir keyif gibi algılayanlara hayranım. Yüzdeki kırışıklıkları, saçlardaki akları yaşanmışlıklar olarak görebilenlere. Ben öyle değilim. Yaşanmışlıklarım göz altlarımda iz bırakmasa, saçlarım da beyaz şeritler olmasa. Gülüşüm hep aynı tazelikte kalsa keşke.

 

Heyhat, değiştiremeyeceğimiz gerçekler var hayatta. Birisi, kendimi en çok yorduğum şeyin, değiştiremeyeceklerimi kabullenmemem olduğunu söylemişti. Haklı. Ama ben de değişiyorum yıllarla. Hala kabullenmiyorsam da uzlaşmaya çalışıyorum artık.

 

İşte o yüzden bugün, gökyüzünde parlayan güneşi, bana verilmiş bir hediye gibi kabul ettim. “O kadar güzel bir hediye ki, var olma nedeni benim ve benim dışımdakileri de mutlu ediyor.” dedim. Bu akşam dokuz buçuğa kadar sıkıcı bir toplantıda oturacak olmamı ve doğum günümde planım olma olasılığımın kalmamasını da, “ En azından bu toplantıda organizatör ben değilim, sadece oturup fikir beyan edeceğim.” diyerek şirin bir hale getirdim..... sayılır. Aslında hala deniyorum.

 

Türkçedeki dilek sözcükleri kulağa hep basma kalıp geliyor. Oysa çok güzel anlatıyor umutları bu dilekler. Sevdiklerinle beraber, sonsuz sağlık, huzur, mutluluk, aşk. Günün günden güzel olsun. Daha ne ister insan? Belki bir de dünyanın istediğim yerine istediğim zaman gidebilmeyi ve istediğim kadar yazabilmeyi ama çok iyi yazabilmeyi.

posted by celerone @ 3/20/2009 02:32:00 PM, ,


Links